Trabzon
Akçaabat
Çaykara
Maçka
Sürmene
Tonya
Vakfıkebir
Trabzon



              

                                                                                                                                                            

TRABZON'UN TARİHİ , tarihi, trabzon , hakkında, şehir, yapılar, kültür, eski trabzon

Trabzon şehri ve bulunduğu bölge hakkında bilgi edinebildiğimiz en eski kaynak Ksenophon'un Anabasis adlı eseridir. Ksenophon bu eserinde, babası Dareios'un ölümünden sonra Pers İmparatoru olan kardeşi Artakserkes II. ye karşı isyan ederek paralı askerlerden oluşan bir ordu ile M.Ö. 401 yılında Sardes (sahili)'den yola çıkan Batı Anadolu Valisi Kyros'un Babil yakınlarındaki Kunaksa'da İmparatorun ordusu ile karşılaşıp yapılan savaşta yenilerek öldürülmesini ve orduda sayıları onbin kadar olan paralı Helen askerlerinin geri dönüşlerini anlatır. On binler diye adlandırılan paralı Helen askerleri, Doğu Anadolu'yu güney-kuzey istikametinde boydan boya geçerek Karadeniz sahillerine ulaşmak, buradan da deniz yolu ile memleketlerine dönmek üzere yola çıkarlar. Paralı askerler arasında olan Ksenophon bize bu tarihi olayın yanısıra geçtiği bölgeler ve orada yaşayan halklar konusunda da bilgi verir.
On binler dönüş yolunda Erzurum'un kuzeyine düşen ve Osmanlı belgelerinde Taveli olarak adlandırılan Taoklar'ın ülkesinden geçerek Khalybler'in memleketine varırlar. Khalbler, On binlerin geçtiği topraklardaki en savaşçı halk olduğu için, Helenler onların ülkesinde yağma yapmamış ve Taoklar'dan yağmaladığı yiyeceklerle idare etmek durumunda kalmışlardı.

Khalybler'in ülkesinden geçip Harpasos (Çoruh) nehrine ulaşan On binler, buradan Skythenler'in (İskitler) ülkesine girip bir ovada 4 günde yaklaşık 100 km ilerleyerek köylere varırlar. Bu köylerden erzak temin eden On binler, Gymnnias adındaki (Bayburt veya yakınlarında) bir şehre ulaşırlar.

Şehrin valisi onlara, düşman memleketlerden gelebi1meleri için bir kılavuz verir. Kılavuz Ksenophon ve arkadaşlarını beş gün içinde denizi görebi1ecekleri bir yere götüreceğini söyler ve yola çıkarlar. Düşman memleketine gelince, kılavuz, askerlerden orasını ateş ve kılıçla tahrip etmelerini ister. Beşinci gün Thekhes adındaki dağa vardıkları zaman denizi görmek için dağa tırmananların haykırışları arkadan gelenler arasında paniğe neden olmuştu. Çünkü yağmalayıp yaktıkları memleketin adamları onları takip ediyordu. Bunlarla artcılar arasında çatışma çıkmış, bir kaçı öldürülmüş, birkaçı da esir edilmişti.

İlerleyen her birlik önde bağıran askerlerin yanına vardıkça ve orada kalabalık arttıkça bağrışma da artıyordu. Bunun önemli bir nedeni olduğunu anlayan Ksenophon hemen atına binerek ve yanına süvarileri alarak yardıma koştu. Fakat biraz sonra askerlerin "Deniz! Deniz!" diye bağırdıklarını ve geriden gelenleri acele etmeye teşvik ettikleri anlaşıldı. Herkesi bir sevinç kaplamıştı. Askerler hemen taş toplayarak yığdılar ve bu yere bir abide diktiler. Daha sonra hediyeler verilen kılavuz Hellenler'e konaklamaları için bir köy ve Makronların memleketine giden yolu gösterdikten sonra akşam üstü memleketine dönmek üzere uzaklaştı.

Bölgenin coğrafi yapısını iyi bilmenin verdiği cesaretle, Ksenophon'un bölgede varlığından bahsettiği halklara ait bölgelerin sınırlarını çizebi1mek için anlatılanları değerlendirdiğimiz zaman kılavuzun Gymnias'tan sonra kuzeydoğu istikametinde ilerleyip bu gün Soğanlı geçidinin olduğu bölgeden dağlara çıktığını söyleyebiliriz. Kılavuzun daha kısa olan Hart (Aydıntepe)-Kemer geçidi yolunu tercih etmemesinin nedeni Ksenophon'un da yazdığı gibi Skythenlerin düşmanlarına ait köyleri tahrip ettirip yağmalatmak idi. Ksenophon'un adını vermediği ve Bayburt ile İspir bölgesinde yaşayan Skythenlerin düşmanı olan halkın Strabonun M.S.18 yılında yazdığı Coğrafya adlı eserde bahsettiği Heptakometler veya komşusu Byzerler ya da onların Strabodan dört asır evvel bölgede yaşayan ataları olması kuvvetle muhtemeldir.

Gymnias'dan aldıkları kılavuz, bu halkın Soğanlı Dağları'ndaki köylerini yağmalattıktan sonra Ksenephon ve arkadaşlarına bugün de bir bölümü hala kullanılan yolu izletir. Batıya yönelip Soğanlı geçidinin batısındaki Kemer Dağı'nın kuzey eteklerinden geçirerek 5. günde denizi görebilecekleri Thekhes (bugünkü Madur) Dağı'na ulaştırır.

Kılavuzun dönüş yolunda, düşman arazisinden kendi memleketine bir gecelik yürüyüşle ulaşabilmesi, dönüş yolunda daha kısa olan yolu, Madur-Aşot Beli-Yarmice Sırtı-Lemonsuyu-Kemer Geçidi-Hart (Aydıntepe) yolunu izlemiş olduğunu gösterir.


                              

Ksenophon ve arkadaşlarının Madur Dağı ile hemen batısındaki Polut Dağı arasında ve Madur Dağının zirvesine yakın boyundan denizi gördüğünü söyleyebiliriz. Tarihi bir yolun dağları aştığı bu yerden Araklı Burnu ve Araklı Limanı bir tablo gibi görülür. Bu yerde ayrıca On binlerin sevinçten yaptıkları taş yığınından oluşan abideyi anımsatan kalıntılar vardır. Ksenophon ve arkadaşlarını bölgeden geçtiği zaman mevsimin kış olması sis olmadan bütün manzaranın ve denizin görünebilmesini sağlamıştır.

Bu yerin 3 km kadar kuzey doğusunda ve bugünkü Kalecik Yaylası'nın yakınında muhtemelen Romalılar tarafından ve kareye yakın dikdörtgen şeklinde inşa edilmiş küçük bir kale kalıntılarının bulunması bu yolun ilerideki asırlarda da kullanıldığını göstermesi bakımından önemlidir.

Ksenophon Thekes dağından sonra geçtikleri yerlerin Makronların memleketi olduğunu yazar. İlk gün Makronların memleketini Skythenlerin memleketinden ayıran ırmağa (bugünkü Karadere) varırlar. Ksenophon'un yazdıklarına göre sağ taraf yukarıya doğru sarp bir alan (Polut Dağı'nın batı yamaçları) soldan da asılması lazım olan sınır ırmağın (Karadere'nin) bir kolu (Yağmurdere suyu) akıyordu. Bu ırmağın kıyıları ince, ama pek sık yetişmiş ağaçlarla kaplı idi.

Hellenler (bugünkü Çatak olarak adlandırılan) bu bölgeden mümkün olduğu kadar çabuk ayrılmak istedikleri için, bunları kese kese ilerlemeye başladılar. Kıldan elbiseler giyen ve örme kalkanlar ve mızraklarla silahlı bulunan Makronlar ırmağın karşı kıyısında ve tam geçit yerinde bekliyorlardı. Birbirlerine seslenerek cesaret veriyor ve taş atıyorlardı. Fakat attıkları taşlar kimseye rast gelmeden ve kimseye zarar vermeden suya düşüyordu.

Bu sırada On binlerin arasında bulunan ve Atina'da esir olarak hizmet etmiş olan birisi Ksenophon'a gelerek bu adamların dilinden anladığını söyleyerek "Zannedersem burası benim memleketim olacak. Eğer engel yoksa onlarla konuşayım" dedi. Ksenophon önce bu halkın kim olduğunu sordurdu ve Makronlar olduğunu öğrendi. Ksenophon'un "Neden bizim karşımıza çıktılar ve neden bizimle düşman olmak istiyorlar" sorusuna Makronlar "Memleketimize düşmanca girmek istediğiniz için şeklinde cevap verirler.

I Hellenler düşmanca gelmediklerini, Büyük Kralla (Pers İmparatoru II Artakserkes) savaştıklarını, memleketlerine dönmek için denize ulaşmaya çalıştıklarını söyleyerek karşılıklı dostluk yemini ettiler. Bu antlaşmadan sonra Makronlar Hellenler'in arasına karıştı ve onların ırmağı geçmelerine yardım ettiler.

Bir pazar kurarak Helenler'e yiyecek satan Makronlar, üç gün onlarla birlikte giderek Kolkhlar'ın sınırına kadar götürürler. Burada yüksek bir dağ vardır ve Kolkhlar bu dağın üzerinde mevzilenmişlerdi. Burası muhtemelen Trabzon yakınlarında denize dökülen Değirmendere'nin bir kolu olan Kuştul Deresi'nin doğduğu Seslikaya Tepesidir. Yaklaşık 9600 kişi olan Hellenler, birkaç defa saldırdıktan sonra dağda mevzilenmiş Kolkhları kaçırıp bol yiyecek buldukları köylerinde konakladılar.

Burada rasgeldikleri an kovanlarından bugün bölge halkının "Deli Bal" veya "Tutan Bal" dedikleri baldan yiyen askerlerde kusma ve ishal başlamıştı. Hiçbirinin ayakta duracak hali kalmamış, birkaç kişi de ölmüştü. Hastaları iki üç gün sonra iyileşen Hellenler, Değirmendere Vadisi'nin doğu kısmındaki sırtlardan iki günde yedi parasang (yaklaşık 36 km) yol yürüyerek Trabzon'un doğusunda denize inerler.

M.Ö. 400 yılının Şubat ayında Trabzon'a ulaşan Ksenopho, Trabzon'un (Trapezus) Karadeniz (Pontos Eukseinos) kenarında ve Kolkhların memleketinde Hellenler tarafından kurulmuş bir Sinop Kolonisi olduğunu belirtir.

Trabzon'un yanındaki Kolkh köylerinde 30 gün kadar dinlenen Hellenler çevredeki diğer Kolkh köylerini yağmalayarak yiyecek temin ederler. Trabzon şehrindeki Hellenler ise onlara bir yandan yiyecek satarken diğer yandan da özellikle şehrin yakınlarında oturan Kolkhalar'la dostluk kurmalarına aracı olurlar.

Çevredeki Kolkh köy1erini yağmalayarak yiyecek temin eden On binler, bir yandan Trabzon'un etrafındaki yüksek tepelerde toplanan Kolkhların baskısına uğramamak için tedbirler alırken, diğer yandan da memleketlerine dönmek için hangi yolu izleyeceklerini tartışıyorlardı.

Çoğunluk deniz yolunu tercih ettiği için önce aralarından birini memleketlerine kendilerini alacak bir filo ile dönmek üzere gönderirler. Fakat bunun neticesinden emin olamadıkları için Trabzon'daki kolonici Hellenler'den savaş gemilerini ödünç olarak almayı ve bölgeden geçtiğini gördükleri yelkenlilere el koymayı düşünürler. Eğer bu yolla on bin kişiyi taşıyabilecek kadar gemi toplayamazlarsa o zaman da deniz kenarındaki şehirlerden yolları tamir ederek bir an önce bölgeden uzaklaşmalarına yardımcı olmalarını istemeyi kararlaştırırlar.

Koloniciler onlara elli kürekli bir gemiyi ödünç olarak vermişti, fakat bu gemiye atadıkları kumandan gemi ile hemen bölgeden kaçmayı tercih edince On binler, Trabzon'daki kolonicilerden otuz kürekli bir gemi daha alırlar. Karadeniz'de ele geçirdikleri tüm gemileri Trabzon'a getirerek içlerindeki yüklere el koyup, bu yeni gemilerle kıyı boyunca talan seferlerine çıkan On binler talanda her zaman başarılı olamıyor, baskın anında ya da dönüş yolunda bölge halkı tarafından öldürülüyorlardı.

Ksenephon, Kleainetos adlı bir kumandanın kendi bölüğü ile birlikte başka bir bölüğü de talan için tehlikeli bir bölgeye götürdüğünü, kumandanın birçok adamı ile birlikte öldürüldüğünü yazmakta fakat Karadeniz'de gemilerine el koydukları ya da köylerini yağmaladıkları halklar hakkında pek bilgi vermemektedir.

Trabzon'da oturan koloniciler, şehrin çevresindeki Kolkhlarla dost olduğu için Ksenephon ve arkadaşlarına yağmalama sırasında yardımcı olmuyorlardı Fakat Trabzon çevresindeki bir gülük mesafede yiyecek kalmayınca onlara kılavuz vererek Trabzon'un güneyindeki dağlık bölgede yaşayan Driller'in ülkesi (bugünkü Torul bölgesi) ne götürdüler. Ksenophon, Driller'i bölgenin en savaşçı milleti olarak tanımlarken Trabzon'da oturan Helienlerin bunlardan çok kötülük gördüğünü kaydetmektedir.

Savunmaya elverişli olmayan köylerini yakarak boşaltan Driller derin vadilerle kuşatılmış olan başkentlerine çekilmişlerdi. Önden giden 2000 kişilik grup başkenti kuşatmış fakat tahkim edilmiş bu yeri alamayacaklarını anlayarak geri çekilmeye başlamışlardı. Geri çekilince anında Driller arkadan taarruza geçince buradan çabucak uzaklaşamayacaklarını anlayan Hellenler geriden gelen kuvvetlerden yardım istediler.

Ksenophon kumandasında yardıma gelen birlikler buradan zaiyat vermeden çekilmenin mümkün olmadığını görerek şehri ele geçirmeye karar verirler. Şehrin etrafındaki hendeği ve müstahkem mevzileri aşan Hellenler şehre girince burada bir de iç kalenin olduğunu görür ve kaleden çıkan askerlerin saldırısına uğrarlar. Geri çekilecekleri yolun sarp olması ve şehirdeki iç kalenin alınmazlığı onları zor duruma sokmuştu. Ksenephon bu durumu anlatırken "Kalmak da bela idi, kaçmak da...." diye yazmaktadır.

Şehirde tesadüfen çıkan bir yangın onlar için kurtuluş olur. şehir, kalesi hariç bütün evleri, kuleleri, şarampolleri ile yanmıştı. Fakat Hellenler ertesi gün Trabzon'a giden çok dik ve dar yoldan inerken tekrar Driller'in saldırısına uğradılar.

Trabzon ve çevresinden yiyecek sağlamak imkanı kalmadığı için Hellenler, hasta ve yaşlıları daha önce ele geçirilen gemilere bindirir, kalanlar da yaya olarak, Trabzon'dan ayrılır. Trabzonlu kılavuzlar eşliğinde üç gün sonra Kerasus (bugünkü Giresun)'a ulaşırlar.

Giresun da Trabzon gibi Kolkhların memleketinde bir Sinop kolonisi idi. Burada on gün kalarak bir sayım yaparlar. Kolkhların memleketine girerken yaklaşık 9800 kişi kadar olan Hellenler, burada 1200 kişi zaiyat vererek 8600 kişi kalmıştı.

Giresun bölgesindeki dağlarda yaşayan bir halk Giresun'daki kolonici Hellenler'le dostane ilişki içindeydi. Bazıları Giresun'a gelip kasaplık hayvan ve başka şeyler satıyor, alışveriş ediyorlardı. Ksenophon'un ordusundan bazıları bu halkın Giresun'a yakın olan köylerine giderek öteberi satın almış ve bunların küçük ve savunmasız köylerini kolayca yağmalayabileceklerini sanarak bir gece bu köyleri yağmalamak üzere yola çıkmışlardı. Fakat yağmacılar daha yolda iken güneş doğmuştu. Durumu fark eden bölge halkı hemen bir araya toplanarak baskıncıların (çoğunu öldürmüşler, ancak birkaç baskıncı Giresun'a kaçabilmişti.

On binlerin Giresun'dan ayrılacağı gün bu halkın ihtiyarlarından bazıları Giresun'a gelerek ordu kumandanlarıyla görüşüp köylerini yağmalamayı nasıl düşünebildiklerini öğrenmek ve ölülerini gömmek üzere alabileceklerini söylemek isterler. Fakat baskından kurtulabilen Hellenler'in kışkırtması ile bu üç elçi taşlanarak öldürülür.

Giresun'dan ayrıldıktan sonra Mossynoik'lerin ülkesinin sınırına varırlar. Ksenophon, Giresun ile Ordu arasında oturan bu halkı, Hellen dilinde "Ahşaptan yapılma evlerde oturan halk" anlamındaki Mossynoikos kelimesi ile adlandırmaktadır. Mossynoikler yasadıkları müstahkem mevkilerine güvenerek onları memleketlerinden geçirmeyeceklerini söylerler. Bunun üzerine Trabzonlu kılavuzlar vasıtası ile daha batıda oturan ve doğudakilerle aralarında siyasi düşmanlık olan batılı Mossynoikler'le temasa geçerler Ksenophon ile batılı Mossynoiklerin başkanları bir araya gelerek doğulu Mossnoikler'e karşı bir ittifak kurarlar. Varılan anlaşmaya göre onlar batıdan hücum ederken Hellenler'le birlikte savaşmak ve yol göstermek için de yardımcı kuvvet göndereceklerdi

Ertesi sabah, her biri üç kişi taşıyan üç yüz kayık gelir. Kayıklardaki ikişer asker karaya çıkar ve kayıklar geri döner. Yüzer kişilik altı bölük oluşturan Mossynoik savaşçıları içlerinden birinin okuduğu şarkıya eşlik ederek yürüyüşe geçer ve başkentin önündeki kaleye taarruz ederler. Fakat kaleden çıkan düşmanları kısa sürede onlara üstünlük sağlar ve onları geri püskürtürler.

Kale ve şehir ertesi gün yapılan saldırılarla alınmış ve buradan kaçanlar yukarıdaki başkente kadar kovalanmıştı. Hellenlerin taarruzlarını burada da durduramayan Mossynoikler kaleyi bırakarak çekilirler. Tepe üstünde ağaçtan yapılmış bir kule evde oturan, halktan toplanan vergiler ve kamu malından geçinen Kralları ilk zapt edilen kalenin kralı gibi bulunduğu yerden ayrılmadığı için kule-evi ile birlikte yakılır.

Zapt edilen yerleri dostları olan Mossynoikler'e bırakan Hellenler yollarına devam eder ve tıpkı bu günkü gibi birbirlerine yaklaşık on kilometre mesafede kurulmuş olan Mossynoik şehirlerinden yürüyerek sekiz günde, pek kalabalık olmayan ve Mossynoiklerin uyruğu olarak yaşayıp daha ziyade demir madenlerinde çalışan Khalybler'in memleketine ulaştılar.

Khalybler Ksenophon'un Karadeniz bölgesinden geçerken bahsettiği halklardan en meşhur olanıdır. Onun bize verdiği bilgilerden öğrendiğimize göre, Macronlar, Kolkhlar ve Mossynoikler ve Trabzon'dan daha önceki kaynaklarda bahsedilmemesine rağmen Khalybler'den eski kaynaklarda bahsedilmekte ve bu halk Batı Anadolu ve Ege'de bilinmektedir.

Homeros'un İlliada destanında Alybler/Alizonlar olarak geçen ve madencilikte ünlü bu halktan, Ksenophon da aynı özelliklerini belirterek bahsetmekte fakat onların Mossynoikler'in uyruğuna girmiş olduğunu belirtmektedir. Alizon sözünün Hellen dilinde "Deniz kıyısında yaşayanlar" anlamına gelmesine rağmen Bilge Umar bu sözcüğün Eski Hellen dilinde (Luwi/Pelasgos dilinde) "Deniz, tuz" anlamındaki "Ali" sözcüğünden geçmiş olduğunu belirtmektedir. Bu da bize demir madenciliği ile ünlü bu halkın sahille olduğu kadar şap madenlerinin bulunduğu Şebinkarahisar bölgesi ve kuzeyindeki dağlık bölge ile de ilgisi bulunduğunu düşündürebilir.

Bundan sonra Tibarenler'in ülkesine (Bugün Ordu'nun doğusundaki Turna suyu Deresi'nin olduğu bölge) ulaşan Hellenler deniz kıyısında birkaç müstahkem yerleri bulunan ve nispeten düz olan Tibarenlerin ülkesinde iki gün ilerleyerek Sinop'un kolonisi olan Kotyora'ya (bugünkü Ordu şehri yakınında) ulaşırlar.

Ksenophon'un eserinin sonunda da belirttiği gibi Bayburt'tan sonra girmiş olduğu Trabzon bölgesinde yaşayan Makronlar, Kolkhlar, Mossynoikler büyük Pers krallığının Anadolu'daki valiliklerinden (satraplık) bağımsız yaşayan, kendi yasaları ile yönetilen halklardı. Orduları ya da tehlike anında harekete geçen bir savunma sistemleri vardı. Yaşadıkları vadiler yiyecek ve bazı ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz olduğu için çevrelerindeki halklarla ya da dışarıdan gelen tacirlerle daima iyi ilişkiler geliştirerek kendi varlıklarına bir tehdit yöneldiği ana kadar barışçı kalmışlardı. Ancak bir tehdit oluştuğu zaman süratle bir araya gelerek ortak savunma sistemlerini harekete geçiren bu halkların birbirlerinden farklı dil ve ananeleri olmasına rağmen ortak özellikleri gururlu, cesur ve özgüven sahibi olmalarıydı.

Tarım yapıp sığır besledikleri ve şarap yaptıkları gibi avladıkları yunus balıklarının etlerini tuzlayıp küplere bastırıyor, ayrıca zeytinyağı gibi kullanılan balık yağı da elde ediyorlardı. Fındık, ceviz ve kestane gibi yemişler de en önemli besinleri arasındaydı. Bunları haşlıyor ya da fırında pişirerek yiyorlardı.

Ksenephon, Mossynoiklerin başkenti ve yakınındaki bir kenti ele geçirip yağmaladıklarını anlatırken, kilerlerinde geçen seneden kalma ekmeklerin yanı sıra o senenin tahılına da rastladıklarını, bunların sapları üzerinde saklanmış kızılcık buğdayı olduğunu da yazmaktadır. Bu bize bugün birçok Karadeniz köyünde görebileceğimiz taneleri üzerinde kurutulmak üzere Seran der/Paska/Naylalara ya da evlerin saçak altına asılmış, taneleri üzerinde mısır koçanlarını hatırlatmaktadır. Ksenophonun bahsettiği kızılcık buğdayı belki de mısırdan önce bölgede yetiştirilen ve Laz ut/Laz ot da denilen bir tür darı idi. Laz ut/Laz ot adı darıya benzediği için mısıra da verilmiştir. Bölgenin en ünlü ürunü ise, bölgede yaşayan halkın dışarıdan gelen orduları yenmek için bal (Tutan Bal/Deli Bal) idi. Birbirlerine yaklaşık 10 km mesafede kurulmuş şehirlerinin ve dik vadi yamaçlarındaki köylerinin birbirine dar patika yollarla bağlandığı kuşkusuz ama Ksenophon'un da açıkça yazdığı gibi deniz kenarındaki şehirleri birbirlerine bağlayan yol sistemleri ile Karadeniz'de gezinen çok sayıda irili ufaklı yelkenli gemileri vardı.

Miletoslular, Karadeniz sahilindeki halklarla ticaret yapmak için, kendilerinden önce bu sahilde koloniler kurmuş olan Frygler'inkine benzer bir sistemle ve birçok yerde de onların eski koloni şehirlerinin bulunduğu alanlarda koloniler kurmuşlardı. Ksenophon'un merkezi ve başkenti Sinop olan koloni sisteminin Trabzon, Giresun ve Ordu'da olan üç halkası hakkında verdiği bilgileri değerlendirerek bu kolonilerin yerli halklardan bazıları ile iyi ilişkiler içinde yaşamalarına rağmen onlardan ayrı, karadan gelebilecek her türlü tehdide karşı tahkim edilmiş yerlerde yaşadıklarını ve bu yerlerin kenarında komşu halklarla ticaret yapmak için pazar kurduklarını söyleyebiliriz. Ayrıca denizden gelebilecek tehditlere karşı da savaş gemilerine sahiptiler.

 

                                                    

 

 

Dünden Bugüne Trabzon |Trabzon'un Tarihi | Roma Dönemi | Komnensos Dönemi | Pontus Dönemi |

Osmanlılar Dönemi | Sümela Manastırı | Yayla Kültürü | Trabzon Haritası | Trabzon' da Turizm |

Trabzon' da Kültür | Sportif Turizm | El Sanatları | SporFındık | Kemençe | Horon | Bize Ulaşın |

|Trabzon Kaleleri | Atatürk Köşkü | Müzeler | Konaklar |Camiler Hanlar ve Hamamlar | Manastırlar |  Nüfus | Sağlık|

| Tarihi Yapıtlar | Yayla Turizmi | Turizm Merkezleri| Diğer Yaylalar | Şenlik Tarihleri | Yaylalar Arası Mesafeler | Şifalı Sular |